Peygamber Efendimiz (sav)'in Namaz ve Abdest ile İlgili Sözleri

Câbir radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Beş vakit namazın benzeri, sizden birinizin kapısı önünden akıp giden ve her gün içinde beş defa yıkandığı bol sulu bir ırmak gibidir."

(Müslim, Mesâcid 284)


 

Osman İbni Affân radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim güzelce abdest alırsa, o kimsenin günahları tırnaklarının altına varıncaya kadar bütün vücudundan çıkar."

(Müslim, Tahâret 33. Ayrıca benzer rivayetler için bk. Nesâî, Tahâret 84; İbni Mâce, Tahâret 6)


 

Osman İbni Affân radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i benim şu abdestime benzer şekilde abdest alırken gördüm. Sonra da şöyle buyurdu: "Bir kimse bu şekilde abdest alırsa geçmiş günahları bağışlanır. Onun namazı ve mescide kadar yürümesi de fazladan kazanç sayılır."

(Müslim, Tahâret 8. Benzerleri içi bk. Ebû Dâvûd, Tahâret 50; Nesâî, Tahâret 84; İbni Mâce, Tahâret 6)


 

Ebû Züheyr Umâre İbni Ruveybe radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittiğini söyledi: "Güneş doğmadan ve batmadan önce namaz kılan bir kimse cehenneme girmeyecektir." Resûl-i Ekrem bu sözüyle sabah ve ikindi namazlarını kastetmişti.

(Müslim, Mesâcid 213-214. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 9)

Yorum (1)

Samimiyetsizliğin Karanlık Dünyası

Samimiyetsizliğin Karanlık Dünyası

Samimiyet, sadece Allah korkusu olan müminlerin sahip olduğu önemli bir özelliktir. Bu yüzden ruh hali olarak, olduğundan farklı bir niyet taşıyan samimiyetsiz insanlar, sahip oldukları bu durumu gizleyebilmek için ellerinden gelen herşeyi yapabilirler. Ancak bu çabaları boşunadır çünkü Allah gizlinin gizlisini bilendir.

Samimiyetsiz insanlar genellikle içinde bulundukları ruh halini dışarıya farklı şekilde yansıtmak isterler. Bunu yapmaya çalışırken karşı tarafın inanacağını düşündükleri davranışlar sergiler, insanların bir kısmı bu tavırlara aldansa da, gizlemek istedikleri bu karanlık dünyalarını 'gizlinin gizlisini bilen' Allah'tan saklayamazlar. Ancak bu durumu insanlardan gizlemeye çalışsalar da Allah'ın müminlere verdiği feraset sayesinde kısa sürede teşhis edilirler.

Samimiyet, Allah'a karşı dürüst olmaktır. Allah'ın 'sinelerin özünde' olanı bilen olduğunu unutmayıp, hiçbir çıkar hesabı içinde olmadan, kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmadan, sadece Allah rızasını gözeterek hareket etmektir. Kalpte yaşanmadığı takdirde hiçbir şekilde taklit edilemeyen samimiyet, namaz kılmak oruç tutmak gibi taklit edilebilir mümin özelliklerinden oldukça farklı olarak sadece Allah korkusu olan müminlerin sahip olduğu önemli bir özelliktir. Bu yüzden ruh hali olarak, olduğundan farklı bir niyet taşıyan samimiyetsiz insanlar, sahip oldukları bu durumu gizleyebilmek için ellerinden gelen herşeyi yapabilirler. Yaşam tarzları, tavırları ve konuşmalarıyla, yaptıkları işlerde müminlerin hayatını çok andıran bir yaşam da sürdürebilirler. Allah rızasına uygun olmayan bu niyetlerini uzun süre gizlice sürdürebildiklerini zannedebilirler. Çünkü onlara göre durumlarını insanlara haber veren bir delil yoktur.

Ne var ki ortada elle tutulur bir delil olmasa da, bu kimselerin birçok noktada salih müminlerden farklı bir ruh hali içerisinde oldukları kolayca anlaşılabilir. Çok yardımsever izlenimi veren bir insan düşünelim. Bu kişi çevresi tarafından davranışlarıyla takdir toplayabilir. Elbette yoksulları koruyup gözetmesi, malını onlarla paylaşması, zor durumda olana yardım elini uzatması Kuran ahlakına uygun güzel davranışlardır. Ancak o kişi bunu 'ne iyi adam' desinler mantığıyla yapıyorsa, Allah'ın rızasını değil kul rızasını gözetiyor demektir. Nitekim bu kişi yaptığı iyilikleri bir şekilde insanlara belli etmeye çalışacaktır, ancak her ne kadar açıkça söylemese de bu tür samimiyetsiz tavırları müminler tarafından hissedilecektir.

(Harun Yahya, Basitliğin Kirli Kültürü)

Müminler samimiyetsiz insanları Allah'ın bir nimet olarak verdiği feraset duygusu ile teşhis ederler. Bir tavrın teşhis edilmesinde genellikle somut deliller gerekir ancak samimi müminler ortada somut deliller olmasa da ferasetleri ile karşı tarafın samimiyetini ya da samimiyetsizliğini hissedebilirler. Çünkü samimiyetsizlik genel bir ruh halidir. Tek tek davranışlarda göze batan bir şey olmasa da içinde bulunulan ruh halinin ister istemez dışa yansıması müminde bir kanaat oluşturur. Bu kişilerin Kuran ahlakından uzak ve olumsuz ruh hali içinde olmaları ve müminler gibi samimi, huzurlu bir ruh taşımaları da bu kanaata yardımcı olmaktadır. Özellikle konuşmalarındaki farklılık, kullandıkları üslup ruh hallerinin en belirgin dışa yansımasıdır. Müminlerle hemen hemen aynı konuşmaları yapıyor olsalar da üsluplarında bir farklılık olduğu sezilir. Örneğin ses tonlarında genellikle rahatsızlık hissini belli eden bir gerilim vardır. Ayrıca konuşmaları dikkatle dinlenirse çoğu zaman nefsi ön plana çıkartan, dünya hayatının hedef alındığını belli eden, Allah korkusu ve Allah rızasını esas almayan ifade tarzları da kolayca hissedilebilir. Allah bir ayette bu gibi insanların tanınabileceğini şöyle bildirmektedir:

"Eğer Biz dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın. Allah, amellerinizi bilir." (Muhammed Suresi, 30)

Samimiyetsiz bir insanın içinde bulunduğu ruh halini müminlerden saklaması Allah'ın dilemesiyle pek mümkün olmaz. Böyle bir durumda kişinin yapması gereken kalbinde eksik ya da hatalı olan her ne varsa saklamak değil, düzeltmeye çalışmak ve bunun için Allah'a dua etmektir. Bu durumda müminlerin de desteğini alarak, hatalarını telafi edip samimiyeti kazanması çok daha kolay olacaktır. Ayrıca belirtmek gerekir ki müminler hiçbir zaman hata ve kusur arayan bir bakış açısı içinde olmazlar. Bir kişinin samimiyetsiz tavırlarının olması bu kişiye olumsuz bir bakış açısı ile bakmalarına neden olmadığı gibi aksine bu tavırlar karşısında affedici olup düzeltme niyetiyle değerlendirirler. Ben müminim diyen bir kişinin samimi olduğunun kabul edilmesi gerekir. Aksini düşünmek, o kişiyi samimiyetsizlikle itham etmek yanlış bir tavırdır. Allah bir ayette şöyle buyurmaktadır:

"Ey iman edenler, Allah yolunda adım attığınız zaman gerekli araştırmayı yapın ve size selam verene, dünya hayatının geçiciliğine istekli çıkarak: "Sen mümin değilsin" demeyin. Asıl çok ganimet, Allah Katındadır, bundan önce siz de böyle idiniz; Allah size lütufta bulundu. Öyleyse iyice açıklık kazandırın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır."

(Nisa Suresi, 94)

Başkalarında gördüğü samimiyetsizliği dönülmez bir nokta gibi gören bir insan da geçmişte aynı hataları kendisinin de yapmış olabileceğini düşünmelidir. Samimiyetsiz tavırlar söz konusu olsa bile, zamanla bunların düzelebileceği Allah'ın dilemesiyle her zaman için samimi bir mümin olunabileceği hiç unutulmamalıdır.

Yorum (0)

Samimiyetin Derin Gücü

Samimiyetin Derin GücüSamimiyet, insanın içiyle dışının bir olması, kalbinde hissettiklerini karşısındaki insana olduğu gibi yansıtması, alabildiğine dürüst, açık ve net olmasıdır. Kişinin gerçek düşüncelerini ve gerçek kimliğini hiç saklamadan, hiç hesap yapmadan, kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmadan açıkça ortaya koymasıdır. Samimiyetin önemli bir özelliği ise, kalpte yaşanmadığı takdirde hiçbir şekilde taklidinin yapılamamasıdır. Samimi insanın tüm tavırları doğal ve içinden geldiği şekildedir ve bu doğallık da insanlar üzerinde çok derin ve olumlu bir etki oluşturur. Samimi insanın bakışları, konuşması, üslubu, mimikleri çok doğal ve etkileyicidir.

Pek çok insan samimiyetin bu gücünden ve etkisinden habersizdir. Bu nedenle de, ancak samimiyet ile kazanılabilen bu özellikleri çok farklı tavırlarda ararlar. Kimi insanlar karşılarındaki kişileri etkilemek için yapmacık tavırlara başvururlar. Karşılarındaki kişinin en çok hangi tavırlardan, hangi düşüncelerden etkileneceğini düşünüyorlarsa, içlerinden gelmediği ya da aynı yönde düşünmedikleri halde, karşı tarafı hoşnut edebilmek için o şekilde görünmeye çalışırlar. Her insanın birbirinden çok farklı karakter özelliklerine sahip olması nedeniyle de, herkesin yanında farklı bir kişiliğe bürünmeye, farklı tavırlar sergilemeye, farklı düşünceleri savunuyormuş gibi görünmeye çalışırlar. Oysa bu samimiyetsiz yaklaşım onları ikiyüzlü davranmaya yöneltir. Öte yandan içten gelmeyen bu yapmacık tavırlar, kişinin gerçek karakterini yansıtmadığı için karşı taraf üzerinde de beklenilen etkiyi oluşturmaz.

Hatta tam tersine iticilik, soğukluk ve uzaklık meydana getirir. Bir insanın gerçek kişiliğini gizlediğini ve her tavrının yapmacık olduğunu bilmek, karşısındaki kişi üzerinde bir tedirginlik ve güvensizlik oluşmasına neden olur.

Yapmacık tavır, Kuran ahlakının dışında bir yaşam çizildiğinde ortaya çıkar. Bu da kişileri Allah'ın rızasını değil, insanların rızasını gözeten dolayısıyla kayıpta olan bir yaşama sürükler. Yüce Rabbimiz Allah, Kendisi'ne şirk koşulmasını affetmeyeceğini Kuran'da şöyle bildirmiştir:

“Gerçekten, Allah, Kendisi'ne şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.” (Nisa Suresi, 48)

Allah Kuran’da, kendilerini insanların rızasını ve hoşnutluğunu kazanmaya adamış kişilerin durumunu ise şöyle bir örnekle açıklamıştır:

Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah’ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (Zümer Suresi, 29)

Yorum (0)

Samimi İmanın Karşısındaki Büyük Tehlike: Şirk

Birçok insan şirkin, samimi imanın yaşanmasını engelleyen büyük bir tehlike ve Allah (cc) Katında affedilmeyecek bir günah olduğunu bilir. Ama çoğu insan kendisini bu durumdan müstağni görür. Müşriklerin, yani şirk koşan kimselerin, sadece taştan ya da tahtadan oyulmuş heykellere ve putlara ibadet eden insanlar olduklarını sanır. Kimileri de müşriklerin, sadece Peygamberimiz (sav)'den önce Kabe'deki putlara tapan cahiliye Arapları ve onlara benzer ilkel putperestler olduğunu düşünür.

Oysa şirk, sadece bazı eşyalara ya da putlara tapmakla sınırlı bir kavram değildir. İnsanın Allah (cc)'tan başka medet umduğu, rızasını aradığı her varlık, Allah (cc)'ın rızasına tercih ettiği herşey, Allah (cc)'tan başka bir ilah edinmesi demektir (Allah (cc)’ı tenzih ederiz). Bu nedenle şirki uzak görmemek, aksine insanın çok yakınında olabileceğine ihtimal vermek gerekir. Çünkü bu, Allah (cc)'a karşı işlenebilecek en büyük suçlardan biridir. Çünkü Allah (cc) ile birlikte başka bir ilah edinerek O'na ortak koşmak, büyük bir iftiradır (Allah (cc)’ı tenzih ederiz). İşte bu yüzden Allah (cc) Kuran'da şirkin büyük bir sapkınlık olduğunu; dilediği günahı affedeceğini, ancak şirki affetmeyeceğini bildirmiştir. Allah (cc) bir ayette şöyle buyurmaktadır:

"Hiç şüphesiz, Allah, Kendisi'ne şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır. " (Nisa Suresi, 116)

Allah (cc)'ın bu konuda bildirdikleri, şirkten sakınmanın önemini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Allah (cc)'ın bağışlamayacağını bildirdiği, sapkınlık olarak nitelendirdiği bir günah elbette ki Müslümanların en çok kaçınacakları durumdur. Kuran'ın pek çok ayetinde Allah (cc) müminleri şirke karşı uyarmış, onları bu büyük kötülükten önemle sakındırmıştır. Hz. Lokman'ın oğluna verdiği, "Ey oğlum, Allah'a şirk koşma. Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür" (Lokman Suresi, 13) şeklindeki öğüt de, Kuran'daki şirkten sakındıran ayetlerden biridir. Şirkin bu derece önemli bir konu olmasının bir diğer sebebi ise, insanın amellerinin boşa gitmesine ve hüsrana uğramalarına neden olmasıdır. İnsanlar Kuran'da bu duruma karşı şöyle uyarılmaktadırlar:

"Andolsun, sana ve senden öncekilere vahyolundu (ki): Eğer şirk koşacak olursan, şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette sen, hüsrana uğrayanlardan olacaksın. " (Zümer Suresi, 65)

Tüm bu ayetlerden açıkça anlaşıldığı gibi, Allah (cc)'a şirk koşmak son derece tehlikeli, insanı cehenneme kadar sürükleyebilecek bir günahtır. Bu nedenle Allah (cc)'tan korkan ve O'nun cennetini uman bir kişinin bu tehlikeye karşı dikkatli olması gerekir. Ancak dikkatli olabilmek için de öncelikle şirki tanımak, nelerin şirkin kapsamına girdiğini bilmek gerekir. Bunu bilen insan Allah (cc) korkusuna sahipse, bu günahı işlemekten şiddetle sakınacaktır.

Ancak şunu da hatırlatmak gerekir ki kişinin bu tehlikeyi kendisinden uzak görmesi, şirkin kendisi için bir tehlike olmadığını düşünmesi ona çok büyük zarar getirebilir. Çünkü böyle bir insan konuyu düşünmeye dahi gerek görmeyecek, konu hakkında anlatılanları, verilen örnekleri üzerine almayacak ve dolayısıyla eğer şirk içinde yaşıyorsa, böyle yaşamaya devam edecektir. Bunun sonucunda ise şirk içinde ölecek ve Allah (cc)'ın huzuruna böyle bir günah ile çıkacaktır. Bu ise, hiçbir Müslümanın istemeyeceği bir durumdur.

Bu nedenle yapılması gereken herkesin şirk üzerinde samimiyetle düşünmesi ve bu konuda Kuran'da bildirilen hatalara düşmekten, hatta şirki andırır bir tavır sergilemekten dahi şiddetle kaçınmasıdır. İnsanın olası hataları baştan reddetmek yerine, her zaman her konuda eksik ya da hatalı olabileceğine ihtimal vermesi, Allah (cc)’ın izniyle her zaman kazançlı çıkmasına vesile olacaktır.

Bu makale,
Vakit gazetesinde 03 Ocak 2008 tarihinde yayınlanmıştır.

Yorum (0)

KURAN AHLAKI

 

KISKANÇLIK KURANDA NASIL AÇIKLANIR?
  Haset, Kuran'da kınanan bir tavırdır. Allah, insanların nefsini kıskançlığa eğilimli olarak yarattığını, fakat müminlerin bundan sakınmaları gerektiğini Kuran'da bildirmiştir:
... Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 128)
  Bazı insanlara "kıskanç mısındır?" diye sorulduğunda buna "evet" veya "biraz" diye cevap verebilirler. Ancak bu cevabın arkasında gizlenen anlamı detaylı olarak düşünmezler. Oysa kıskançlık, insanın, başka birisinin kendisinden herhangi bir yönüyle daha üstün olmasını kabullenememesinin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Bu ise, insanı Allah'a karşı büyüklenmeye kadar götürecek bir tutumdur. Çünkü insanlara sahip oldukları bütün özellikleri veren Allah'tır. Allah dilediğine dilediği kadar verir, bunu da kimse engelleyemez. Ayrıca Kuran'da şeytanın, kıskançlık yüzünden Hz. Adem'e secde etmeyerek Allah'a isyan ettiği, kendisini Hz. Adem'den daha üstün gördüğü bildirilir. Bu durumda karşımıza önemli bir gerçek çıkar; kıskançlık aslında şeytana ait bir özelliktir ve Allah'tan korkan insanın bundan şiddetle kaçınması gerekir.
 
HAŞR NE DEMEKTİR?
 
  Haşr, bütün canlıların yeniden diriltilerek mahşerde, hesap vermek üzere toplanmasıdır.
 
MÜSLÜMAN NASIL KONUŞMALIDIR?
 
  Dil Eğip Bükmeden Konuşmak
 
  Müminlerin titizlikle kaçındıkları konulardan biri, Kuran'da ifade edildiği şekliyle 'dil eğip bükerek konuşmak'tır. 'Dil eğip bükerek konuşma'nın anlamı, son derece açık ve anlaşılır olan Kuran ayetlerini olduğundan farklı yorumlamaya çalışmaktır. Kuran'ın bir ayetinde Allah, dil eğip bükerek konuşmanın, kalplerinde imandan yana bir kayma olan münafıklara ait bir özellik olduğunu şöyle bildirmektedir:
Sana Kitab'ı indiren O'dur. Ondan, Kitab'ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık, tümü Rabbimiz'in Katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Al-i İmran Suresi, 7)
  Bu kimseler aslında Kuran ayetlerini vicdanen çok iyi anlayabilecekleri halde, kendi nefislerinin istekleri doğrultusunda hareket ederek ayetlerin anlamını çarpıtmaya çalışırlar. Özellikle de kendi menfaatleriyle çatıştıkları konularda, Kuran'a uymak yerine, din ahlakını kendi h*******arına uydurmak isterler. Bir ayette münafıkların dillerini eğip bükerken aslında yalan söylediklerinin şuurunda oldukları şöyle açıklanmaktadır:
Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini Kitab'a doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) Kitap'tan sanasınız diye. Oysa o Kitap'tan değildir. "Bu Allah Katındandır" derler. Oysa o, Allah Katından değildir. Kendileri de bildikleri halde  Allah'a karşı (böyle) yalan söylerler. (Al-i İmran Suresi, 78)
FASIKTAN GELEN HABERE GÖRE HAREKET ETMEMEK
 
  Fasık, doğru yoldan sapmış, Allah'a isyan üzerine kurulu bir hayatı benimsemiş kişidir. Dolayısıyla, bir fasık Kuran'ın sınırlarını gözetmez, adalet, doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik gibi mümin sıfatlarını üzerinde taşımaz. Ayrıca fasık, Allah korkusu olmayan, müminlerin imanını kıskanan, elinden gelse müminleri de saptırmak isteyen, onlara zarar vermek için uğraşan kimsedir. Bu yüzden fasıktan müminlere ulaşan bir haber kesin bir bilgi niteliği taşımayan, doğruluğu araştırılması gereken bir konudur. Bu konudaki bir ayette şöyle bildirilir:
Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz. (Hucurat Suresi, 6)
  Fasıktan gelen bir haber hakkında, doğruluğunu araştırmadan, -Kuran'ın ölçülerine göre- güvenilir bir bilgi olmadan hüküm vermek, Allah'ın ayette belirttiği gibi "cahilce" bir hareket olur.

Yorum (0)