Cehennemin Varlığını Sakın Unutmayın!

  • Allah'ın kendisine şirk koşanlara cenneti haram kıldığını, onların barınma yerinin cehennem olduğunu,

  • İnkar edenler için cehennem ateşinin -Allah’ın dilemesi dışında- ebedi olduğunu,

  • Cehennemdekiler için ateşten elbiseler biçildiğini, giyimlerinin katrandan olduğunu,

  • Yüzlerini ateşin bürüdüğünü,

  • Başları üzerinden kaynar sular döküleceğini,

  • Alınlarının, böğürlerinin ve sırtlarının dağlanacağını,

  • Allah'ın ayetlerine karşı büyüklenenlerin asla (halat iğne deliğinden geçinceye kadar) cennete giremeyeceklerini,

  • Allah'a ibadet etmekten büyüklenenlerin cehenneme boyun bükmükimseler olarak gireceklerini,

  • Cehennem ateşine küçültücü bir sürüklenme ile sürükleneceklerini,

  • Oradaki azabın inkarcılar için sürekli olduğunu,

  • Cehennemdekilerin, boyunlarındaki demir halkalar ve zincirlerle sürükleneceklerini,

  • Kaynar sudan ve irinden başka bir içeceklerinin olmadığını,

  • Günahkar olanların yemeği olan zakkum ağacının, pota gibi karınlarda kaynayıp duracağını,

  • Demirden kamçıların olduğunu,

  • Kafirler için hazırlanmıcehennem ateşinin yakıtının insanlar ve taşlar olduğunu,

  • Cehennem ateşinin uğultusunun uzaktan işitilecek kadar şiddetli olduğunu,

  • Orada kemikleri çatırdatan inlemeler olduğunu,

  • Taşkınlık edip büyüklenenlerin son varıyerinin cehennem olduğunu,

  • İnkar edenlerin, elleri boyunlarına bağlı olarak cehennemin sıkışık bir yerine atılacaklarını,

  • Oradakilerin azap karşında yok olmayı, ölümle herşeyin bitmiolmasını isteyeceklerini,

  • Ancak kişinin orada ne öleceğini ne dirileceğini,

  • Her yandan ölümün geleceğini ama ölünmeyeceğini,

  • Cehennemin kapkara dumanlı ve kasvetli bir yer olduğunu,

  • Azabın hafifletilmeyeceğini ve cehennemdeki inkarcıların gözetilmeyeceklerini,

  • Yakıcı azapla deriler yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için yanan derinin başka derilerle değiştirileceğini,

  • Kuran'da bildirildiğine göre cehennem halkının, "… Eğer dinlemiş ve akletmiş olsaydık şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık." (Mülk Suresi, 10) diyeceklerini,

  • Kahredici bir pişmanlık ve çaresizlik içinde içlerinin yanacağını,

  • Allah'ın inkarcılarla konuşmayacağını SAKIN AMA SAKIN UNUTMAYIN.


Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 53. sayı (Kasım 2008) 31. sayfada yayınlanmıştır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Affedici Olmanın Önemi

Allah'ı dost edinen müminler her zaman Allah'ın kendilerine karşı çok merhametli, şefkatli ve affedici olduğunu bilmenin huzuru içerisinde yaşarlar. Bu yüzden de hata yaptıklarında hemen Allah'ın affediciliğine sığınırlar ve tevbe ederler. Allah'ın "Rahman" sıfatının, "rahmeti herşeyi kuşatmış olan, bütün yaratılmışlar hakkında hayır, rahmet ve güzellik dileyen, sevdiğini sevmediğini ayırt etmeyerek sayısız nimetlere kavuşturan" anlamlarına geldiğini kavrayan müminler, Allah'ın kendilerine mutlaka yardım edeceğini, koruyup gözeteceğini ve affedeceğini bilmenin güveni içindedirler. Nasıl bir hata yaparlarsa yapsınlar, Allah'ın affedici olduğunu ve samimi oldukları takdirde Allah'ın bu hatalarını affedip kendilerini hayra yönelteceğini umar ve ümitvar bir tavır sergilerler. Akıllarına hiçbir zaman aksi bir düşünce gelmez. Gerçek dostları, sığınacakları ve yardım isteyecekleri yegane ve mutlak güç sahibi olan Allah'a güvenmek, müminlerin hayatlarının çok güzel geçmesine vesile olur. Çünkü müminler Allah'ın, daha kendileri dünyaya gelmeden önce, kaderlerinde yaşayacakları tüm olayları bildiğinin, sonsuzluk içinde hepsinin yaşanmış ve bitmiş olduğunun bilincindedirler.

İşte müminler bir hata yaptıklarında nasıl Allah'ın kendilerine karşı şefkat göstermesini, acımasını ve affetmesini istiyorlarsa, kendileri de Allah'ın ahlakıyla ahlaklanıp diğer müminlere karşı şefkat, merhamet ve affedicik yolunu benimsemelidirler. Allah bir ayetinde, "Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam'a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir." (Araf Suresi, 199) şeklinde bildirmektedir. Kalbi Allah'ın zikriyle yumuşamış olan bir mümin, her zaman mümin kardeşine hüsn-ü zan ile bakmalıdır. Bu yüzden affedici olmak, mülayim bir ahlak göstermek, tüm müminler üzerinde önemli bir sorumluluktur.

İman sahibi bir mümin, Allah'ın beğenmediği bir ahlak gösterdiği anda Allah canını alacak olsa, yaptığını telafi edecek zamanı olamayacağını bilir. Allah'tan korkan bir mümin, Allah'ın hoşnut olmayacağı bir tavır içine girmekten çekinir ve böyle bir ahlak üzerinde olmaktan şiddetle kaçınır. Güzel ahlakın yolu, her olaya, her tavra sevecenlikle, merhametle karşılık verip mutlaka Allah'ın herşeyi hayırla yarattığını düşünmektir. Eğer böyle bir ahlak gösterilirse, müminlerin birbirlerine karşı tesanüdleri artar ve Allah'ın izniyle şeytan aralarına giremez. Allah bir ayetinde, "'Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.'" (Nur Suresi, 22) şeklinde bildirmektedir. Allah'ın bizi bağışlamasını ne kadar çok istiyorsak, diğer müminlerin de bizden şefkat ve affedici bir tavır görmek istediklerini unutmamalıyız.

Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 53. sayı (Kasım 2008) 23. sayfada yayınlanmıştır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Samimi İmanın Önündeki Gizli Tehlike: Kuşku

Yüce Allah insanı temiz ve berrak bir akılla düşünebilecek güçte yaratmıştır. Ancak insan nefsinin ve şeytanın kışkırtmalarına uyduğu takdirde düşüncelerini kirletecek, sağlıklı düşünmesini engelleyecek olaylardan olumsuz etkilenebilir. İnsanın sağlıklı düşünmesini engelleyen, düşüncelerini kirleten etkenlerden biri de “kuşku”dur.

  • Kuşku insana nasıl zarar verir?
  • Samimi olarak iman etmeyi ne şekilde engeller?
  • Kuşkudan nasıl kurtulunur?

Rabbimiz Kuran'ın birçok ayetinde, müminlerin “temiz akıl sahipleri” kimseler olduklarını bildirmektedir. Al-i İmran Suresi'nin 190. ayetinde, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde ancak temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler olduğu, Ra'd Suresi'nin 19. ayetinde ancak temiz akıl sahiplerinin öğüt alıp düşünebildiği, Zümer Suresi'nin 18. ayetinde temiz akıl sahiplerinin sözü işitip en güzeline uydukları bildirilir. Müslümanın en temel özelliklerinden birisi olan “temiz akıl sahiplerinden” olabilmek için kişinin kuşkuyu ve kuşkuya zemin hazırlayabilecek her türlü yanlış bakış açısını hayatından uzak tutması gerekmektedir. Şimdi kuşkunun insana nasıl zarar verdiğini ve imanın önünde nasıl büyük bir engel olduğunu detaylı bir biçimde inceleyelim.

Kuşku İnsana Nasıl Zarar Verir?

Kuşku, insan ruhuna ve fıtratına tamamen aykırı bir durumdur. İnsan ruhu dinginliğe, huzura, mutlu olmaya ve neşeye göre ayarlıdır. Oysa kuşku tüm bunları ortadan kaldırır. Ruhtaki dinginliğe etki eder, huzuru bozar, insanın mutluluğunu engeller. Neşeliyken keyifsizlik, sakinken gerilim oluşturur. İnsanın bir konuda kapıldığı kuşkular sadece o olayla veya o boyutuyla kalmaz. Kuşku, kuşkuyu doğurur ve yeni vesveselerle yeni düşüncelerle gitgide büyür.

Kuşkulu bir bakış açısında kişi sürekli bir şeylerin ispatlanmasını, delillendirilmesini veya detayların ortaya konmasını bekler. Bu şekilde yaşamak, kişilere daima mutsuzluk ve sıkıntı getirir. İnsanlar birbirlerinin herşeyine karşı kuşkuyla yaklaştıkları için, olumlu bir tavır bile şüphe etmelerine neden olur. Örneğin bir arkadaşları bir konuda iltifat ettiğinde bundan şüphelenirler, bu hareketin altında mutlaka bir anlam bulmaya çalışırlar. Birisinden güzel bir söz veya tavır gördüklerinde bu kuşkulanmalarına yol açar çünkü din ahlakına göre yaşamayan toplumların genel ahlak yapısında kişisel menfaatler esas olduğu için sebepsiz bir iyilik, sebepsiz bir iltifat mutlaka şüphe için zemin oluşturur.

Kuşku Şeytanın Bir Tuzağıdır

İnsanlar genellikle şeytanın varlığı ve insanlara etki edebilme gücü hakkında pek düşünmez, hatta böyle bir etkinin olabileceğini dahi kabul etmek istemezler. Halbuki şeytan içinde yaşadığımız üç boyutlu dünyada onu görebilme imkanına sahip olmasak da, bizimle aynı evrende ve aynı dünyada yaşamaktadır ve sürekli olarak faaliyet halindedir. Bu nedenle insanın bu gerçeği kabullenmesi ve şeytanın kendisi üzerinde bir etkisi olup olmadığını çok iyi düşünmesi gerekir. Şeytanın etkilerini tespit etmek için çok detaylı bir araştırma yapmaya da gerek yoktur. İnsanın kalbine sıkıntı veren ve kuşku adı altında toplanan bütün olumsuz duygular şeytanın telkiniyle meydana gelir. Şeytan insanları kuşkucu bir ruh haline sürükleyerek düşünmekten, salih amellerde bulunmaktan, fedakarlıktan, dürüstlükten, tevazudan uzaklaştırır. Onları din ahlakından saptırmak, inkara ve isyana sürüklemek için kalplerine kötü düşünceler yerleştirir. Yüce Allah, Nisa Suresi'nde şeytanın insanları hidayet yolundan saptırmak için ettiği yemini şu şekilde bildirir:

"Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır." (Nisa Suresi, 119)

Ayette bildirilen kuşkulara karşı insanın tüm ömrü boyunca dikkatli olması gerekmektedir. Çünkü zayıf imana sahip insanların çoğu din ahlakından bu kuşkular sonucunda uzaklaşır. Güzel ahlaka kalben yatkın olduğu halde, şeytanın aklına taktığı sorular ve şüpheler nedeniyle kendisini din ahlakından uzak tutan bazı insanların olması bunun en açık delilidir.

Kuşkucu Ruh Halinden Nasıl Kurtulunur?

Kuşkucu ruh halinde temiz akılla düşünmek, olayları sağlıklı bir şekilde Kuran'da bildirilen bakış açısıyla değerlendirebilmek mümkün olmaz. Bu yüzden insanın kuşkudan uzak durması için yapması gereken; Kuran ahlakından hiçbir şekilde uzaklaşmamak, olumlu düşünmek, olaylara hayır ve hikmet gözüyle bakmak ve daima ümitvar olmaktır. Kuşkucu ruh halinden kurtulmak için sahip olunması gereken diğer önemli ahlak özellikleri şunlardır:

Yüce Allah'a Teslim Olmak:

İnsan şeytanın verdiği binlerce kuşkunun tümüne ayrı ayrı cevap vermek yerine, bütün hepsini aklından silip, bir anda sadece doğruya ve gerçeğe yönelebilir. Bunun sırrı ise Kuran'da bildirilmiştir. Herşeyin sahibi olan Yüce Rabbimiz'e sığınan ve olayları Kuran ahlakıyla düşünüp değerlendiren bir Müslüman, Araf Suresi'nin 200 ve 201. ayetlerinde haber verildiği gibi şeytanın verdiği kuşkuları hemen teşhis edebilecek ve doğruyu bulup anlayacaktır. Ayetlerde şöyle bildirilmiştir:

"Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Allah'tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir." (Araf Suresi 200-201)

Her konuda doğru bilgiyi alacağımız kaynak Rabbimiz’in bizlere rahmet olarak indirdiği Kuran-ı Kerim ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetidir. Kişi kendisini Allah'ın yarattığını, her an ölebileceğini ve asıl yaşamının ahirette başlayacağını hiç unutmadığı zaman doğal olarak din ahlakına yönelir ve bu ahlakın doğrularından asla şaşmaz. Böyle samimi imana sahip bir insan şeytanın vesveselerinin hiçbirine kulak vermez, çok güçlü olur. Her türlü vesvesenin cevabını Kuran'la verir. Çünkü ölümün ne kadar yakın ve cehennemin ne kadar gerçek olduğunun şuuruna varmıştır ve bütün gücüyle kendisini cehennemin azabından korumaya çalışır. Her insan için böylesine büyük bir tehlike söz konusuyken, şeytanın verdiği vesveselerle uğraşmak çok büyük bir hata ve büyük bir vakit kaybıdır. Bu nedenle gerçek bir Müslümanın yapması gereken, zihnini tertemiz ve berrak tutmak, şeytan kendisine bir vesvese verdiğinde üzerinde bir an bile durmayarak, hemen Yüce Allah'a sığınmak ve daima O'na teslim olmaktır.

Müminlere Güvenmek:

Daha önce de belirttiğimiz gibi Müslümanların her davranışı tamamıyla Kuran'a dayalıdır. Herşey Allah rızasına yönelik, güzel ahlakla ve samimiyetle yapıldığı için kişinin kuşku duyabileceği tüm sebepler daha en baştan ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle insan, Müslümanların söylediği sözlere inanmalı ve bu sözlerden değişik ve gizli anlamlar çıkarmaya çalışmamalıdır. Müslümanların kendisi için hayır ve güzellik düşündüklerini asla aklından çıkarmamalı ve Yüce Allah'a tevekkül etmelidir. Allah'tan korkan ve vicdan sahibi Müslümanların sözlerine, tavırlarına karşı daima olumlu ve güzel bir bakış açısına sahip olmalıdır. Örneğin bir Müslüman kendisine birşey söylediğinde, “samimi ve dürüst olarak bana bunu söylüyor” veya birşey yaptığında “benim hayrımı ve iyiliğimi gözettiği için böyle davranıyor” demelidir. “Acaba doğruyu mu söylüyor, söylediklerinde samimi mi, gerçekten olumlu düşünüyor mu?” gibi kuşku dolu yaklaşımlar hem düşünen kişi hem de karşı taraf açısından çok yorucudur. Ancak güven duyan bir bakış açısıyla Müslüman huzurlu ve dingin bir ruha sahip olabilir. Aksi ruh halinde kişi ruhen çok yorulur. Doğru düşünemez ve hayır gözüyle bakamaz hale gelir. İnsan aklı çok yönlü bir karmaşaya, olumsuzluklara uygun değildir. Aynı anda hem sağlıklı düşünebilmek hem de kuşkuyla yaşamak mümkün değildir. Kuşku sağlıklı düşünmeyi tamamen ortadan kaldıracaktır. Bu yüzden kişinin kuşkuyu tam anlamıyla yok edip, vicdanını en iyi şekilde kullanarak Allah'tan korkarak Kuran ahlakına uygun düşünmesi gerekir.

Kuşku Kişiye Yalnızca Zarar Verir

Kuşkunun insanın ne ruhuna, ne kişilik ve ahlaki gelişimine ne imanına ne de bedenine en ufak bir faydası vardır. Aksine bunların tümüne birden çok yönlü zarar verir. Kişinin güzel ve hayırlı düşünmesini engeller, işindeki bereketi azaltır. Yüce Allah'a yakınlaşmak ve imanda derinleşmek için düşüneceği değerli vakitleri alarak, böylesine saçma ve boş bir uğraşı içinde geçirmesine sebep olur. Temiz akıl sahibi olmasına engel olur, sürekli vesveseli bir ruh hali verir.

İman eden bir insanın Yüce Allah'a tevekkül ederek, iradesini kullanarak ve daima Kuran ahlakına uygun düşünme konusunda dikkatini açık tutarak, kuşkudan uzak durması, Müslüman için herşeyin hayır ve güzelliklerle yaratıldığının bilincinde olması gerekmektedir.

Şeytanın fısıldadığı kuruntular ve kuşkular her ne olursa olsun, müminler Allah'ın gösterdiği yola uyduklarında, Allah'ın izniyle şeytan onlara etki etmeyecektir. Bu önemli gerçek, Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

"Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur. Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla O'na (Allah'a) ortak koşanlar üzerindedir." (Nahl Suresi, 99-100)

İnsanın aklı temiz ve berrak düşünmeye uygun yaratılmıştır. İnsan ancak böyle bir akılla yaşadığında mutlu olabilir; vicdanını tam kullanıp, Yüce Allah'ın istediği doğrultuda kararlar alabilir.

Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 56. sayı (Şubat 2009) 60. sayfada yayınlanmıştır.

Yorum (yok) Yorum yaz!